Loader

1936 BÜYÜK FİLİSTİN AYAKLANMASI

Paylaş

1936 BÜYÜK FİLİSTİN AYAKLANMASI

Yazar: Yusuf Bilal KARASAKAL

Filistin meselesi, son yüzyılın çözüme kavuşturulamamış en büyük krizi. İnsanlığın, dinlerin, medeniyetlerin, sorunların ve çözümlerin merkezi. İhtiraslara, hayallere, vaatlere, tarihe sıkıştırılamayan ama hepsinin merkezinde ve gündeminde olan küçük bir toprak parçası…

Bu yazıda Filistin topraklarının İngiliz Mandasına bırakılmasının ardından yaşananları; Filistinlilerin, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı Yahudi işgalinden kurtarmak ve kendi devletlerine kavuşmak adına yaptıkları ayaklanmaların en uzunu ve hiç şüphesiz en büyüklerinden olan 1936 Ayaklanması ele alınacaktır. Filistin meselesi, son yüzyılın çözüme kavuşturulamamış en büyük krizi. İnsanlığın, dinlerin, medeniyetlerin, sorunların ve çözümlerin merkezi. İhtiraslara, hayallere, vaatlere, tarihe sıkıştırılamayan ama hepsinin merkezinde ve gündeminde olan küçük bir toprak parçası…

Özellikle son günlerde yaşanan olaylarla bir kere daha anlaşılmıştır ki Filistin meselesi insanlık ve dünya kamuoyu için öncelikli bir gündem olmayı sürdürmektedir. Tarih hem bu topraklar için hem de uğruna mücadele verenler için tekerrür etmeye devam etmektedir. Lakin Mutlak İrade, dünden ders almakla sorumlu biz Müslümanlar için anahtarları yalnız azim, gayret ve tevekkül olan kapıyı açmaya muktedirdir, açacaktır da. Gelin o kapıyı biraz olsun aralamak adına tarihin ibret aynasından düne, Filistin topraklarına bir göz atalım…

I Dünya Savaşı sona ermiş, İtilaf Devletleri mağlup devletlerin topraklarını bölüşmek üzere uzun süren müzakereler yapmıştır. Sonunda 24 Nisan 1920’de imzalanan San Remo Antlaşması ile Filistin topraklarının Osmanlı’dan ayrılmasına resmen karar verilmiştir. 1922 yılına kadar bir belirsizlik iklimine giren Filistin toprakları 24 Temmuz günü Milletler Cemiyeti’nin bu toprakları İngiliz Mandasına vermesiyle yeni bir sürece girer. Bu tarihten itibaren Filistinliler için ne adalet ne de hürriyet söz konusudur. Zira bir taraftan Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethinden bu yana ilk kez şehre hâkim olan Hristiyanlar adına İngilizlerin baskı ve zulmü, diğer taraftan artan göç dalgası sonucu toprakları satın alarak yerleşen Manda rejiminin güvencesi altındaki Yahudiler söz konusu toprakların asıl sahibi Müslümanlar ile hiçbir zaman dost olmayacak, onlara rahat da vermeyeceklerdir.

1935 yılının sonlarına gelindiğinde Filistin tarihinde özgürlük hareketlerinin ilk isimlerinden olan, bugün de Hamas’ın askeri kanadına adını veren İzzettin Kassam şehit edilmişti.[1] İngiltere’nin yayınladığı Balfour Deklarasyonuna şiddetle karşı çıkan ve sorunun kaynağının, Yahudilerin bölgeye yerleşmesini sağlayan İngilizler ve Batılı devletler olduğunu bilen İzzettin Kassam’ın şehadeti, kendisinden sonrakilerin yolunu takip etme ve örgütlenmelerine onun adını vermelerine yetmişti. Acaba İslam dünyası onun bu açık ufkuna ne zaman ulaşabilecekti? Bu soruyu sizlere bırakıyor ve 1936 Ayaklanmalarından bahsetmek istiyorum.

19 Nisan 1936 tarihinde Şehit İzzettin Kassam ile beraber çalışmış Şeyh Ferhân es-Sa‘dî[2] öncülüğünde bir grup direnişçi, Nablus kentinde tüm Filistinlileri genel bir greve çağırmıştır. Tüm şehirlerden hatta tüm köylerden yoğun bir karşılık bulan bu davet, kısa süre içinde Filistinlileri her bölgede bir komisyon kurmaya yönlendirdi. Ardından 25 Nisan 1936’da tüm bu mahalli komisyonlar birleşerek Filistin’in resmi sesi olmaya namzet bir komiteyi meydana getirecektir.[3] El-Lecnetü’I-Arabiyyetü’l-‘Ulyâ li-Filistîn yani Yüksek Arap Komitesi adı verilen bu komitenin başkanlığına bir zamanlar Osmanlı ordusunda da görev almış, Filistin davası uğruna büyük fedakârlıklar göstermiş Kudüs baş müftüsü Emin el-Huseynî[4] getirilir. Başlangıçta komitenin üç temel isteği vardır: “Yahudi göçlerinin ve Yahudilere toprak satışının durdurulması, seçilmiş halk meclisine karşı sorumlu milli bir hükûmetin kurulması”. Üç temel istek gerçekleşinceye kadar isyana devam etme kararı alınır. Bu anlamda 1936 Ayaklanması Filistinlilerin örgütlü ilk başkaldırısıdır.

1936-1939 yılları arasında sürecek olan bu ayaklanmayı, “genel grev” ve “büyük isyan” şeklinde iki temel aşamada incelemek mümkündür. Birinci aşama olarak komitenin yönettiği genel grev aralıksız 6 ay boyunca devam etmiş, İngilizlere ve Yahudilere ciddi zararlar vermiştir. Siyasi ve askeri alanlarda yaptığı girişimler sonuçsuz kalan İngiliz hükûmeti, bu yeni girişimi engellemek adına Arap ülkelerine çağrıda bulunarak, eğer Filistinliler grevi sonlandırırsa bir kurul kuracaklarını ve bölgede adil bir paylaşım yapacaklarını vadederler. Bunun üzerine Irak, Yemen, Ürdün ve Suudi Arabistan’dan yetkililer ivedilikle Filistinli direniş gruplarına sükûnet çağrısında bulunmaya başlar.

Oyunun ve oyuncuların hiçbir zaman değişmediği bu topraklarda mücadele de hiç bitmeyecektir. Sonuç alamayan İngilizler, Sömürgeler Bakanlığı vasıtasıyla Filistin Kraliyet Komisyonu kurulmasına ve başkanlığına Lord Peel’in getirilmesine karar vermiştir. Lord Peel iki tarafın liderleriyle görüşmeler yaparak 7 Temmuz 1937’de Peel Antlaşması adıyla anılacak olan kararı açıklar. Bu karara göre Filistin iki devlete ayrılacak; Kudüs, Nâsıra, Yafa gibi kutsal mekânların bulunduğu şehirler İngiliz kontrolünde kalacaktı. Bu kararın tarihsel süreçte önemi ilk taksim planı olmasıdır.[5]

Filistinlilerin bu kararı reddetmesi üzerine ikinci aşama başlar ve Filistinliler topyekûn bir mücadeleye girişir. 1937 eylülünden 1939 eylülüne kadar sürecek olan bu aşamada tüm halk yakalanmamak için Kufi/Puşiye denen atkıları takarak, bulundukları bölgede özgürlük mücadelesi verirler. Bu olaylar gerçekleşirken çevre ülkelerden birçok insan direniş örgütlerine katılır ve Filistinlilere destek verirler.

Bu olayların belki de zirveye ulaştığı an, İngilizlerin Celile bölge komiseri olarak atadıkları Avustralyalı Lewis Yellan Andrews’in direnişçiler tarafından öldürülmesidir. İngiltere buna karşılık Emin el- Huseynî’yi ve Yüksek Arap Komitesi üyelerini tutuklama kararı alır. İlk kez bu mertebedeki birinin suikastı ile Filistinliler, haklı davalarında gözlerini kırpmadan vatanlarını koruyacaklarını, bu uğurda seve seve ölecek ve gerekirse öldüreceklerini İngilizlere ve tüm dünyaya kesin bir şekilde göstermişlerdir. İlerleyen süreçte İngiltere politikalarını sertleştirir, ancak bu fayda vermez. II. Dünya Savaşı’nın başlayacağını gören İngilizler kendilerine yeni bir cephe açmak istemedikleri için güya bölge istikrarı için kurdukları manda rejimini terk etmeye karar verirler.

Bu amaçla 17 Mayıs 1939 tarihinde, belki de kendileri için beyaz bayrağı ifade eden Beyaz Kitap’ı (White Paper) yayınladılar. İngilizlerin Filistin üzerindeki yeni politikası hem kendilerini II. Dünya Savaşı sırasında Araplardan gelecek herhangi bir tehdide karşı güvene almak hem de Yahudi memnuniyetine devam etmek üzerine kuruluydu. Zira yayınlanan bu “Beyaz Kitap” ile İngilizler Arap camiasına 10 yıl içerisinde bir Filistin devletinin kurulacağını ve 5 yıl içerisinde de Yahudi göçünün bitirileceğini vadediyordu. Tehlikenin farkına varmış birçok Filistinli bu açıklamaları “Kara Kitap” olarak adlandırarak bu antlaşmaya karşı çıkmıştı. Nitekim bu antlaşma kimi Arap devletlerinin umduğunun aksine ilerleyen yıllarda Filistin’i görülmemiş bir Yahudi göçüne ve nihayet 1948 yılında da Yahudi devletinin kurulmasına götürecektir. Bu süreçte birçok Filistinli lider ya tutuklanmış ya da şehit edilmiştir. İtirazlar yetersiz kalır ve 3 yıl gibi uzun bir süre kapsamlı bir grev, sayısız çatışma ve gösteriyle bitkin düşen Filistin halkı, içerdeki bazı fikrî ayrışmaların neticesinde ayaklanmayı sonlandırır. Diğer Müslüman ülkelerden ciddi bir destek göremeyen Filistinliler için yapılabilecek başka bir şey kalmamış gözükmektedir.

Ne yazık ki bu büyük ayaklanma bile haklı olanın değil güçlü olanın kazandığı dünyaya özgür Kudüs arzusunu duyuramaz. Aradan 82 yıl geçip takvimler 2021 yılı Ramazanını gösterdiğinde, Filistinlilerin mücadelesinden bir şey eksilmez ve tüm dünyanın gözü önünde yeni bir direniş yaşanır.

Tüm bu yaşananların ardından, araladığımız kapıyı açık bırakarak ve başımızı iki elimizin arasına alarak düşünelim. Tarih aynasından kendimize ve bir tekerrürün neticesi olarak günümüz olaylarına bakalım. Hep tekrar eden boykotları, dökülen kanları, orduların karşısında duran cesur Müslümanları hatırlayalım. Hepsinin hangi amaçla yapıldığını unutmayalım. Nerede olursak olalım ilk kıbleye olan yönelişimizi, dünyanın merkezine olan rağbetimizi, zulme ve haksızlığa isyanımızı, ayaklanmamızı sürdürelim. Bir kandil yağı ile de olsa direnişten, dirilişten ve Filistinli kardeşlerimizle olan gönül bağımızdan vazgeçmeyelim. Unutmayalım ki “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz” (Âl-i İmran, 3/139) buyuran Rabbimiz, her kapıyı sonuna kadar açmaya muktedir olandır…

[1] Mustafa L. Bilge, “Kâssam, İzzeddin”, Türkiye Diyanet Vakfı Diyanet İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2001, XIV/582.

[2] Hür Mahmut Yücer, “Sa‘diyye”, DİA Türkiye Diyanet Vakfı Diyanet İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2008, XXXV/410-413.

[3] https://www.paljourneys.org paljourneys, “Filistin’de Büyük Arap Ayaklanması” (Erişim Tarihi 23.05.2021)

[4] Velid el-Arîd, “Emin el-Hüseynî”, Türkiye Diyanet Vakfı Diyanet İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1995, XI/116-117.

[5] Kadir Kasalak, “İngilizlerin Filistin Politikası ve Filistin Mandası”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 2016/3, Sayı: 25, s. 65-78.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir