Loader

Belgesel: Büyük Felaket 4. Bölüm (Transkripsiyon)

Paylaş

RAVAN DAMİN

1948… Bu yıl Filistinliler için Nekbe yani Büyük Felaket yılıdır. Yüz binlerce insan evlerinden çıkmaya zorlandı. İsrailliler için ise 1948, devletlerinin kuruluş yılıdır. Filistinli bir film yapımcısı olarak benim için bu belgesel serisi günümüzü şekillendiren geçmişi anlamanın bir yoluydu.

Yahudi paramiliter güçler, 1948 yılının başlarından itibaren Filistin’de daha fazla toprak ele geçirmeye başladı. Temmuz ayının sonunda 400 binden fazla Filistinli evini terk etmeye zorlanmıştı. Böylece Filistinlilerin zorlu mülteci hayatı da başladı.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

“Ebu Nebil, ağlıyorsun. Ağlamamalısın.” demişti. Ben de kuru ekmeği aldım ve onu yedim.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA

Daha önce hiç kimsenin yaşamadığı bir açlık yaşadık.

ALİ MUHAMMED ALİ CUBEYL, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Siyaset boş konuşmadır. “Şunu yapacağız, bunu yapacağız.” derler. Bunların hepsi sığ retoriktir. Biz, benliğimizi de Filistin’i de kaybettik.

YUSRA RAMAHİ (1924-2014), FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

“Allah’ım, asla geri dönemeyeceğiz.” dedi. Bütün dünya mültecileri dönseler bile, biz dönemeyeceğiz.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA

Yemin ederim bunu yaşadık. Daha önce hiç kimsenin yaşamadığı bir açlık yaşadık.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Ona, “Allah sana uzun ömür bahşetsin. Bana biraz ekmek ver.” dedim. Üzgündüm, ağlamaya başladım. “Ebu Nebil, ağlıyorsun. Ağlamamalısın.” demişti. Ben de kuru ekmeği aldım ve onu yedim. Sonra da yürümeye devam ettim.

ALİ MUHAMMED ALİ CUBEYL, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Ramallah’ta ağaçların altında yaşadık. Ne yemeğimiz ne de suyumuz vardı. Hiçbir şeyimiz yoktu.

ÖMER NATUR, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Bazıları biraz un alabilmek için yataklarının içindeki yünleri sattı. O dönem üç yaşında olan küçük erkek kardeşim Ali hastalandı. İlaç temin edemedik. Önemsiz bir hastalıktı ama kardeşim öldü.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA           

Boş şeker çuvallarını birbirine dikerek bir çadır yaptık ve kırlarda kaldık. Başka nereye gidebilirdik ki? Şehre mi? Bir keresinde yiyecek ekmeğimiz kalmamıştı. Annem biraz ot topladı. Otu, yağ ve soğanla karıştırdı. Biz de onu ekmeksiz yedik. Yürüyüşümüz sırasında bu şekilde hayatta kaldık.

YUSRA RAMAHİ (1924-2014), FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Zeytin ağaçlarının altında oturuyorduk. Bir Yahudi uçağı üzerimizden uçtu. Ateş açtı ama bizi vuramadı. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Kafer köyüne gittik ama kalacak bir yer bulamadık. Bize vadideki pınarda su bulabileceğimizi söylediler: Biz de oraya gittik. Köyümüzün ebesi feryat etmeye başladı. “Allahım! Asla geri dönemeyeceğiz.” dedi. Dünyanın bütün mültecileri dönse de biz dönemeyeceğiz. O öldü, Allah rahmet eylesin. Üç ay boyunca zeytin ağaçlarının altında kaldık.

ÖMER NATUR, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

O büyük çadırlardan birini iki aile paylaşıyordu. Kış aylarında çadır yerden havalanıyordu. Onu yerinde tutabilmek için kenarlarına taşlar koyuyorduk. Yağmur ve rüzgâr onları sökecek diye çadır direklerini sıkı sıkı tutuyorduk.

HABER SUNUCUSU: Birleşmiş Milletler’in Filistin’deki arabulucusu Kont Folke Bernadotte

İsveçli diplomat Kont Folke Bernadotte Mayıs 1948’de Birleşmiş Milletler’in Filistin’deki arabulucusu olarak atandı. Görevi bir barış anlaşması sağlamaktı.

 KONT FOLKE BERNADOTTE: Şuna inanıyorum ki ve buna inanmaya da hakkım olduğunu düşünüyorum, er ya da geç barışı sağlayacağız ve Filistin’deki savaşı durduracağız.

Kont Bernadotte, harap haldeki Filistin köylerini incelemiş, Filistin ve Ürdün’deki mülteci kamplarını ziyaret etmişti. İnsanî felaketin boyutları çok açıktı. Kont, kısıtlı yaşam koşullarına, zor bulunan temel gıda ve tıbbi yardım kuyruklarına tanıklık etmişti. Kont, insanî felaketlere yabancı biri değildi. Kızıl Haç’la birlikte Nazi toplama kamplarından 30 binden fazla savaş esirini kurtarmıştı. Filistinlilerin evlerine dönmeye hakları olduğunu savunuyordu.

16 Eylül 1948 tarihli bir raporda şunları yazmıştı: “Eğer bu masum kurbanların evlerine dönme hakları engellenirse, bu, temel adalet ilkelerine tecavüz olur.” Yahudi göçmenlerin Filistin’e akını devam ediyor. Yahudiler, yüzyıllar önce buraya kök salmış Araplar için kalıcı olarak işgal tehdidi oluşturuyor.

Kont’un ilk teklifi müzakereler yoluyla kalıcı sınırların belirlenmesi, iki devlet arasında ekonomik bir birlik kurulması ve Filistinli mültecilerin geri dönmesiydi. Bu teklif reddedilecekti.

KONT FOLKE BERNADOTTE: Bir arabulucu olarak, Filistin’deki görevime devam edebilmeyi umut ediyorum.

GAZETECİ: Biz de bunu umut ediyoruz.

KONT FOLKE BERNADOTTE: Bu bir aksilik. Başta başarı elde etmiş olduğumuzu söyleyebilirim. İnişler ve çıkışlar yaşıyoruz. Şu anda inişteyiz. Ancak umudumu kaybetmiş değilim. Hâlâ bu görevden bir sonuç alabileceğimize inanıyorum.

MUSELLEM BİSİSO, ASSOCIATED PRESS MUHABİRİ (1948) 

Onu biz karşıladık. Bende bu hatıranın bir fotoğrafı da var. Onu, Kudüs yakınlarındaki Kalandiya havaalanında karşıladık. Arif El-Arif, Abdullah Tal ve ben. Fotoğraftaki tek gazeteci bendim. Bu haberi takip ettim. Ravda’daki askeri karargâhtaydım.

Birden bir telefon geldi. “Bay Bisiso?”  Ben de “Buyrun” dedim. “Size bir mesajımız var.” dediler. Ben de “Kimden?” diye sordum. “Komutan Stefer’dan” diye yanıtladılar. “Hemen buraya gel.” Ben de oraya gittim. Bana Kont Bernadotte’un suikasta uğradığını söylediler.

17 Eylül 1948’te Birleşmiş Milletler raporundan bir gün sonra Kont Bernadotte’un konvoyu Kudüs’te pusuya düşürüldü. Bernadotte, Yahudi Lehi örgütü üyeleri tarafından yakın mesafeden vurularak öldürüldü.

HABER SUNUCUSU: Kont Bernadotte ve Fransız mütareke gözlemcisi Albay Sero’nun naaşları, ambulansla Kudüs’ten Hayfa’ya getirildi. Şeref kıtası, Yahudi Lehi örgütüne bağlı teröristler tarafından öldürülen bu adama saygılarını sunuyor. İnsanlık, Filistin’deki barış çalışmaları sayesinde, bütün medeni halkların takdirini kazanmış olan Kont Bernadotte’un kaybıyla derinden sarsıldı.

GAZİ SADİ, DAR EL CELİL ARAŞTIRMA KURULUŞU

Lehi ya da bilinen adıyla Stern örgütünün lideri, İzak Şamir’di. Şamir, daha sonra İsrail başbakanı olacaktı. O, anılarını İbranice olarak yayınladı. Biz de bunları tercüme ettik. Anılarında, gerçekleştirdiği terör eylemlerini gururla anlatıyordu.

FRANSA’NIN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DELEGESİ

Kont Bernadotte suikasttan önce bize Filistin sorununu sonlandırmak için önerilerini kaleme aldığı son raporunu göndermişti. Raporunda, Kudüs’e uluslararası bir statü veren Kasım 1947 tarihli tavsiyelerin uygulanmasını öneriyordu.

Birleşmiş Milletlerin 1947 tarihli bölünme planı, Kudüs’ün oluşturulacak uluslararası özel bir idareyle Birleşmiş Milletler tarafından yönetileceğini deklare ediyordu. Hem Araplar hem de Yahudiler için kutsal olan şehir, her iki tarafa da ait olmayacaktı. İsrail güçleri, bugün Batı Kudüs olarak bilinen bölgedeki mahalleleri ele geçirmişti. İsrail, topraklarını genişletmeye devam ediyordu. Hava saldırılarının, baskınların ve sürgünlerin sayısı artıyordu. 1948 Aralık’ta Filistinli mültecilerin sayısı 700.000’i aşmıştı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da buna 194 sayılı kararı ile yanıt verdi. Bu karara göre, evlerine dönmek ve komşularıyla huzur içinde yaşamak isteyen mültecilere bir an önce bunu yapma hakkı tanınacaktı.

MOSHE SHARETT, İSRAİL DIŞİŞLERİ BAKANI (1948-1956)

İsrail, Birleşmiş Milletler’in bir çocuğudur ve onu doğuran bu oluşuma sadık kalmaya kararlıdır. İsrail, bütün siyasetini Birleşmiş Milletler’e sadakat üzerine kuracak. Ancak Birleşmiş Milletler’in de kendi çocuğuna sadık olması gerekiyor.

DAVID HIRST, GAZETECİ

Birleşmiş Milletler’in bütün kararları askıda kaldı. Hiçbiri uygulanmadı. Bunun en büyük nedeni de elbette Amerika Birleşik Devletleri’ydi.

1949 yılında İsrail, Birleşmiş Milletler bölünme planına göre Araplara tahsis edilmiş topraklardan daha fazlasını ele geçirdi. 1949 Nisan’ında Arapların “Nekbe” dedikleri Büyük Felaket, kendini iyiden iyiye göstermeye başlamıştı. 400’den fazla köy ve 11 şehir yerle bir edilmişti. 700.000’den fazla Filistinli yeni İsrail devleti haline gelecek olan topraklardan sürülmüştü. 13.000’den fazla Filistinli öldürülmüş, 30.000’den fazlası da yaralanmıştı.

Birleşmiş Milletler, İsrail ve komşu Arap ülkelerini bir ateşkes anlaşması imzalamaya zorluyordu. Kont Bernadotte’un öldürülmesinden sonra müzakerelere onun yardımcısı olan Amerikalı ara bulucu Ralf Banç liderlik etmeye başlamıştı. 1949 Şubat’ında ilk ateşkes antlaşması İsrail ve Mısır arasında imzalandı. Bunu Mart ayında Lübnan, Nisan ayında Ürdün ve son olarak da Temmuz ayında Suriye izledi. Ürdün’le imzalanan anlaşma, İsrail’e daha fazla toprak veriyordu. Tulkarim ve Cenin bölgesindeki köyler de bu topraklara dâhildi. Bölge, resmi olarak 10 Mart 1949 tarihinde teslim edildi. Ertesi gün ise İsrail, Birleşmiş Milletler’e üye olarak kabul edildi.

MOSHE SHARETT, İSRAİL DIŞİŞLERİ BAKANI (1948-1956)

İsrail’in üye olarak kabul edilmesi sadece adaletin yerine getirilmesi değil, aynı zamanda barışa doğru atılmış kararlı bir adımdır. Çünkü bu, bazı zihinlerdeki “İsrail’in temelli geldiğine” dair şüpheleri ortadan kaldıracaktır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 69 numaralı kararı şöyle diyordu: “Güvenlik Konseyi, İsrail’in barışsever bir ülke olduğuna ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ndeki yükümlülükleri yerine getirmeye istekli olduğuna karar vermiştir.”

Bunu protesto eden Birleşmiş Milletler Arap delegeleri, Genel Kurul salonunu terk ettiler. Ateşkes anlaşmalarının mimarı olan Amerikalı diplomat Ralph Bunche da Nobel Barış Ödülüne layık görüldü.

RALPH BUNCHE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN FİLİSTİN’DEKİ VEKİL ARABULUCUSU (1947-1949)

Bu yılın Nobel Barış Ödülüne layık görüldüm. Bu ödül karşısında, çok mutlu oldum ve büyük bir şeref duydum. Filistin’de yapabildiklerim, arkamda uluslararası bir barış örgütü olan, Birleşmiş Milletler’in yer almasının bir sonucuydu.

İsrail’in Birleşmiş milletler temsilcisi Abba Eban da şu açıklamayı yapacaktı:

“Barışın peşinden koşmamıza gerek yok. Ateşkes bizim için yeterli. Barış, Arapların bir bedel istemesine neden olacaktır. Sınır değişiklikleri veya sığınmacıların geri dönüşü, ya da her ikisi birden.”

AVI SHLAIM, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

Ben çok kalın bir kitap yazmıştım. Adı “Demir Duvar: İsrail ve Arap Dünyası’ydı.” Kitabın ana teması son derece basitti. İsrail tarih boyunca, askeri güç uygulamaya her zaman hazır olmuştur. Arap komşularıyla da anlamlı diplomatik ilişkiler kurma konusunda da son derece isteksiz olmuştur.

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Ben Gurion, 20 Temmuz 1949’da Suriye ile ateşkes anlaşması imzaladı. Aynı hafta coğrafya, topografya, tarih ve Tevrat alanlarında 24 uzman topladı ve onlara şöyle dedi: “Filistin’in bütün izlerini silin, Filistin isimlerini, İbranice isimlerle değiştirin.” Onlar da bunu yaptılar. İsrail haritaları, bugün bile bu politikayı yansıtmaktadır.

Filistin’e kalan topraklar iki ayrı parçaya bölündü. Nisan 1950’de doğu toprakları Ürdün’e dahil oldu ve Batı Şeria adını aldı. Güneydeki dar sahil şeridi ise Mısır yönetimine verildi ve Gazze Şeridi adını aldı. Filistin adı tarihten, siyasetten ve ekonomiden silindi.

MACİD ZİR, FİLİSTİN’E GERİ DÖNÜŞ MERKEZİ

Filistin, bir yıl içinde batılıların zihinlerinden silindi. Bir ülkenin bir yıl içinde dünya haritasından silinmesi sadece Siyonist medyanın başarısına bağlı olamaz. İnsanlara Filistin’le ilgili bir soru sormak, bir efsaneyle ilgili bir soru sormaya benziyordu.

Batı siyaseti bilinçli olarak ve sistematik bir biçimde Avrupa halklarının beyinlerini yıkadı. Bu program için maddi destek de vardı. Siyonist medya ve Avrupalı siyasetçiler, insanların Filistin’i hemen unutmalarını sağladılar. Onun yerine İsrail’i koydular. Sadece bir yıl içinde. Ve ikisi arasında bir bağlantı bile kurmadan.

AVI SHLAIM, İSRAİLLİ TARİHÇİ 

İngiltere ve Ernest Bevin aleyhinde bir görüş varsa, bunun nedeni onların İsrail Devleti’nin doğuşunu engellemeleri değildir. Tam aksine, bağımsız bir Filistin Devleti’nin doğuşunu engellemeye çalışmaları ve bunda başarılı olmalarıdır.

GERALD GREEN, FİLİSTİN POLİS GÜCÜ (1946-1948)

Pasaportuma Filistin’de, Kantara’da damga vurulmuştu. Resmi olarak Filistin’den çıkış yapmadım ama Filistin’e resmi olarak giriş yaptım. İsrail’e de resmi olarak giriş yapmadığım halde oradan resmi olarak çıkış yaptım. Damga, pasaportumdaydı.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Eğer Arap ülkeleri bizi engellememiş olsalardı Filistin’e girmiş olacaktık. Gösteriler düzenleyecek ve İsrail’in bizim topraklarımızda rahat etmelerine izin vermeyecektik. Filistinlileri Sayda gibi yakın bir yere bile girmelerine izin verilmedi. Oraya gitmeye çalıştıklarında tutuklanıyorlardı. Arap ülkeleri, İsrail’in çevresinde koruyucu bir çember meydana getirdiler

Resmi ve tarihi kayıtlar Filistin felaketiyle ilgili pek çok şeyi ortaya koysa da, hala gizli olarak tutulan çok sayıda belge bulunmaktadır.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Profesör İsrail Shahak, Filistin felaketi ve Filistinlilerin sürülmesiyle ilgili tüm belgelerin İsrail Devleti tarafından gizli olarak tutulduğunu söylemişti.

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ

İsrail yasalarına göre eğer belgeler ve arşivler ülke çıkarlarının aleyhindeyse açıklanamaz. Bu yüzden de mülteci sorunları ve müzakerelerle ilgili belgelere ulaşamıyorsunuz. İsrail Devlet Arşivi’nden, 1948 savaşı sırasında ve sonrasında, bazı mültecilere ait toprakların durumuyla ilgili bazı belgeler istedim. Bunu 10 yıl önce istemiştim. Bana 10 yıl sonra alabileceğimi söylemişlerdi. Geçen hafta tekrar istedim ve bana “On yıl sonra.” dediler.

Nekbe ile ilgili belgeler çok az. Var olan belgeler de ya görmezden gelinmiş ya da muhafaza edilmemiş. Birincil kaynaklar günümüze ulaşmış durumda. Ancak yararlı bilgilerin çoğu hala açıklanmış değil. Bunlardan biri de Kudüs’ün eski belediye başkanı ve Arap Yüksek Temsilciğinin bir üyesi olan Hüseyin Fahri Halidi’nin hatıratı. 1948 yılına kadar Filistin’de kalan Halidi, bir yıl sonra Beyrut’ta hatıralarını kaleme alacaktı. Halidi, 1958 yılında “Arapların Göçü” adında bir kitap yazdı. Ancak bu kitap hiçbir zaman yayımlanmayacaktı.

MEHDİ ABDULHADİ, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Belge, güç demektir. İddiaları çürütmek için belgelere ihtiyacınız vardır. Burada ise, uydurulmuş gerçekler, çarpıtılmış gerçekler ve görmezden gelinmiş bazı dönemler var.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Bir köyden ya da bir şehirden sürülmüş bir Filistinli memleketinde olup bitenleri biliyor mu? Bunun cevabı “Evet”tir. Peki, Filistinliler olarak kolektif bilincimizde Nekbe’nin vahametinin farkında mıyız? Açıkça söylemek gerekirse başımıza gelen felaketin, Nekbe’nin gerçek boyutlarını idrak edemedik.

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

Araplar, buna entelektüelleri de dahil, düşmanları hakkında yeterli bilgiye sahip değiller. Arapların, İsrail devleti, onun planları, uyguladığı terörizm, Siyonist hareket, onun şu andaki etkisi ve küresel güçlerle ilişkileri hakkında kapsamlı bilgileri yoktur.

Mayıs 1948’de Yahudilerin vatanı olarak İsrail Devleti kurulacaktı. Ancak İsrail sınırları içinde hala 150.000 Filistinli, Müslüman ve Hıristiyan yaşıyordu

AZMİ BİŞARA, SİYASİ ANALİST

Orada tesadüfen kaldılar, kahramanlık olsun diye değil.

RAVAN DAMİN: Yani Filistinlilerin orada kalan %15’i…

AZMİ BİŞARA, SİYASETÇİ VE YAZAR: Şans eseri orada kaldılar. Çoğu durumda, iş başındaki yetkili, insanları yerlerinden sürmedi. Bazıları çok fakirdi, bazıları da direndiler. İnsanların korktukları için kaçtıklarını ya da kahramanca davrandıkları için kaldıklarını söyleyemeyiz.

HILLEL KOHEN, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Nasıra’yla ilgili de bir karar alındı. Çünkü burası Hıristiyanlar için de kutsal bir kentti. Bunun bir nedeni de orada insanların, Vatikan’la bağlantılarının olmasıydı. Askerler Nasıra’ya girdiklerinde Ben Gurion halka zarar verilmemesini istedi. Nasıra işgal edildi. Kent, Saffuriye, Mucaydil ve Ma’lul gibi komşu köylerden gelen binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyordu. Mülteciler, güvende olmak için orada kaldılar. İsrail yasaları, onların köylerine geri dönmelerine izin vermiyordu. Onlar böylece İsrail topraklarında mülteci olmuşlardı.

Burası günümüz Saffuriye’si. Filistinlilerin izlerinin silindiği yüzlerce Filistin köyünden biri. Saffuriye’de evlerini terk etmeye zorlanan köy sakinlerinin çoğu Lübnan’a ve Suriye’ye kaçmıştı. Çok azı ise yakındaki Nasıra kentine sığınmıştı. Yeni mahallelerine ise Safafra adını vermişlerdi. Eski evleri onlara 2 km’den daha yakın olsa da oraya girmeleri kesinlikle yasak. Saffuriye’nin yeni adı ise Zippori oldu. İsrail ordusu, kuzey ve batı Celile’de, bazı Hristiyan ve Dürzi köylülerin evlerinde kalmalarına izin verdi. Pek çok Filistinli, İsraillilerin bu davranışının Filistinliler arasında dine dayalı nifak tohumları ektiğini düşünüyordu.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Bassa köyünden gelen Hıristiyan mültecilere, evlerine dönebileceklerini söylediler. Plan, halk arasında bir ayrım yaratmaktı. Ama Hristiyanlar bunu reddettiler ve dik durdular. “Bassa’ya Müslüman komşularımızla birlikte döneceğiz ya da hiçbirimiz dönmeyeceğiz.” dediler.

SEMİH KASIM, FİLİSTİNLİ ŞAİR

Topraklarımızın büyük bir kısmına el konuldu. Ailem, birkaç yasa nedeniyle yüzlerce dönüm toprak kaybetti. İsrail’in, topraklara el konulmasına yol açan en az 30 yasası vardı. Örneğin rahmetli babama ve amcalarıma, bölgedeki askeri eğitim nedeniyle topraklarımıza girmelerini yasaklayan bir karar çıkarmışlardı. Üç yıl sonra da topraklarımıza el koyduklarını söyleyen bir karar geldi. Babam ve amcalarım, bunu protesto etmek için mahkemeye gittiler. Onlara devlet yasalarına göre, üç yıl boyunca ilgilenilmeyen topraklara en konulabileceğini söylediler. Babam ve amcalarım da onlara askeri emir nedeniyle topraklarıyla ilgilenemediklerini anlattılar. Yargıç da bunun üzerine şöyle dedi:

“O zaman gidin ve orduya dava açın. Bu bizi ilgilendiren bir konu değil.” 

Sami Kemal Abdurezzak, evini bütün ayrıntılarıyla hatırlıyor. Abdurrezzak, 1948 yılında 30, eşi ise 28 yaşındaydı.

SAMİ ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Tarşişa’daki evimiz iki katlıydı. Her katta dört oda vardı. Bahçeye ve çatıya bitkiler ekmiştim. Ramazan ayında, üst kattan üzüm, alt kattan ise incir toplardım. Şimdi ne yapabiliriz? Elimizde hiçbir şey kalmadı.

RAVAN DAMİN: Peki o eve ne oldu?

SAMİ KEMAL ABDURREZZAK, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ: Ev hala orada. O evde üç aile yaşıyor.

HİND DAVUD DUVHİ, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Bu evde yaşamak için eskiden kira ödüyorduk. Ev, terk edilmiş mülk kategorisindeydi. Bir gün İsrailli yetkililer geldiler. İkret köyünde bulunan ve el koydukları topraklarımız karşılığında bu evi bize vermek istediklerini söylediler. Bu teklifi reddettik. Sonra yine geldiler ve “Ya bu evi alırsınız ya da evden çıkarsınız.” dediler. Ben de eniştemle birlikte evi satın aldım. Herkes bu evin tasarımını çok seviyor. Dir El-Esad’dan bir avukat, sırf evin mimarisini görmek için birkaç kez buraya geldi. İnsanlar, bu evin Kemal Abdurrezzak’a ait olduğunu söylüyorlar.

RAVAN DAMİN: Yani Sami’nin babasına.

HİND DAVUD DUVHİ, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ: Evet, Sami’nin babasına.

Ne Sami Kemal Abdurrezzak’a ne çocuklarına ne de torunlarına, aile evlerine geri dönmelerine izin veriliyor. Bu evi ziyaret etmelerine bile izin verilmiyor. Ülke dışındaki sayısız Filistinli de aynı hikâyeyi paylaşıyor. Bu Filistinlerinin sayısının 6 milyon olduğu tahmin ediliyor. Filistin evleri, süregelen bir adaletsizliği simgelercesine ayakta duruyor. Bu evlerin esas sahipleri dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdalar. Atalarının topraklarını hiç tanımamış olan yeni Filistinli mülteci kuşağı da bu yerleri vatan olarak görüyor. 1969 yılında, bir İngiliz gazetesi, İsrail başbakanı Golda Meir’den bir alıntı yapmıştı. Meir şöyle diyordu:

“Filistin’de, kendini Filistin halkı olarak tanımlayan bir halk yoktu. Biz böyle bir halkı dışarı atıp, topraklarını ellerinden almadık. Böyle bir halk zaten yoktu.” 

 THEODOR KATZ, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Ben de okulda, “toprakları olmayan bir halkın, halkı olmayan topraklar” aradığını öğrenenlerdenim. Filistinli adını verdiğimiz insanlar buradaydı. Onlar buradaydı ama bir halk değildiler. Bu demek oluyor ki, 1948 yılında burada yaşayan 1 milyon 300 bin insan ya halk değildi ya da burada hiç var olmamıştı. Bu büyük bir çarpıtmaydı.

AZMİ BİŞARA, SİYASİ ANALİST

Filistinlilerin topraklarından sürüldüğünü inkâr etmek, işlenen suçun büyüklüğünü inkâr etmektir. Bu suçu itiraf etmenin ise birkaç ciddi sonucu olacaktır. Öncelikle Filistinlilere geri dönme haklarından dolayı yüklü miktarlarda tazminat ödenmesi gerekiyor. İkincisi de İsrailli demokratların varoluşsal sorunlarıdır. Onlar, Filistinlilerin hakları hakkında istedikleri kadar konuşabilirler. Ama bunu, Filistin halkının enkazı üzerinde oturarak yapıyorlar. Onlar inkâr etmeyi tercih ettikleri bir ikilem yaşıyorlar.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Ortada bir inkâr mekanizması vardı. Bu yüzden pek çok İsrailli neler olup bittiğini bilmiyor. Bilenler de farklı bir mekanizma geliştirmişlerdi. Bu bir ‘haklı çıkarma’ mekanizmasıydı. Atalarımız, Filistinlileri topraklarından sürdülerse mutlaka bunun için iyi bir nedenleri vardır diye düşünüyorlardı. Onlara, bunu ortalık yerde konuşmamaları gerektiği de öğretilmişti.

Bugün vatanları dışında 5.000’dan fazla Filistinli mülteci bulunuyor ve onların üçte biri mülteci kamplarında kötü koşullarda yaşıyor.

ALİ MUHAMMED ALİ CUBEYL, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Siyaset boş konuşmadır. Şunu yapacağız, bunu yapacağız derler. Bunların hepsi sığ retoriktir. Biz benliğimizi de Filistin’i de kaybettik.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA           

Vatanımdan ayrıldığımda henüz bir çocuktum. Şimdi yaşlı bir adamım. Çocuklarım da büyüdüler. Peki ileri gidebildik mi? Vatanseverliğimiz nerede? Vatanseverlik, şimdiki liderlerimizin ceplerini ilgilendiriyor. Onlar, yüksek binalar inşa ediyorlar ve şölenlere gidiyorlar. Çocuklarının düğünlerine binlerce dinar harcıyorlar.

HÜSEYİN DEYRİ, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Çok uzun zaman oldu. 60 yıl. Hala geri dönmeyi bekliyoruz

ÖMER NATUR, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

1948’ten beri, 60 yıldan fazla oldu. Evet hayattayım. Ama ölü bir adam gibi yaşıyorum. Evsiz, vatansız ve güçsüz. Mutsuzum. Benim 60 yıllık mutsuzluğum zulüm değil mi?

MUNİB

Vatanınız olmazsa bir şeyler hep eksik kalır. Bizim de asla bir itibarımız olmayacak.

HÜSNÜ MUHAMMED SEMADA, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Allah, Muhammed üzerine yemin ederim ki, her gece rüyamda memleketimde olduğumu görüyorum. Burada, Celasun’da olduğumu hiç görmedim.

ÖMER NATUR, FİLİSTİNLİ MÜLTECİ

Yurtdışında doğanların bir vatanı yok. Onlardan hayatlarına vatanları olmadan mı devam etmeleri isteniyor. Onların yüreklerine geri dönme umudu aşılanmalı. İnançlarını asla kaybetmemeliler. Hiçbir şey vatanın yerini tutmaz. Bir insanın mutlaka bir yurdu olmalı. Bizler Filistinliyiz. Bizim de bir ülkemiz ve vatanımız var. Biz de dünyanın geri kalanı gibi bir ulusuz. Biz de kendimizi vatanımıza ve ülkemize ait hissediyoruz. Bizler tesadüf eseri yaratılmadık.

DAVID HIRST, GAZETECİ

1948 yılında burada Lübnan’da ve diğer yerlerde kurulan mülteci kamplarının hala var olmalarını korkunç buluyorum. Onlar her açıdan kötü durumdalar. Hem şartlar hem de gelecekle ilgili beklentiler açısından.

AZMİ BİŞARA, SİYASİ ANALİST

Filistin meselesi mülteci sorunuyla başladı ve Mülteci sorunu çözülmeden, Filistin sorunu asla çözülemez.

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

İnsanları evlerinden sürmek, bir savaş suçudur. Geri dönmelerini engellemek de ayrı bir savaş suçudur. Bu, ilk savaş suçunun devam ettirilmesidir. İsrail, sadece 1948 yılında savaş suçu işlemedi. Bugün de savaş suçu işlemeye devam ediyor.

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

Filistin halkı, 60 -70 yıldır bir trajedi ve sefalet yaşıyor. Arap dünyası, özellikle de Arap hükümetleri, onları ihmal ediyor ve görmezden geliyor. Bunun için de Siyonist düşmanın vahşetine ve terörizmine, bütün dünyanın adaletsizliğine ve tuzaklarına maruz kalıyor.

Kudüs, üç büyük semavi din için de büyük bir öneme sahip. Ancak birbiri ardına kurulan İsrail hükümetleri, Kutsal Şehrin sadece Yahudi kimliğine sahip olması için büyük çabalar sarf etti.  Bu çabalar, yer üstünde olduğu gibi yer altında da devam ediyor.

HALİL TÜFEKÇİ, FİLİSTİN STK ÜYESİ

Bir tünel şimdiden açık. Bir diğeri ise inşaat halinde. Bu kazılar sadece güney tarafında değil; batıdan başlayıp doğuya doğru da devam ediyor.

RAVAN DAMİN: Bu kazıları bugün de devam ediyor mu?

HALİL TUFEKCİ, ARAŞTIRMACI: Hala devam ediyor, evet.

Bunlar, güney tarafındaki kazılar. Bunlar da batıdaki kazılar. Kazılar işte burada. 2020 planına milyarlarca dolar ayrıldı. Plan, Kudüs kentini, Yahudi devletinin kalıcı başkenti olarak görüyor. Arap azınlığın oranını da %12’yi aşmayacak şekilde ön görüyor. Filistinliler, şu an Kudüs’te nüfusun %35’ini oluşturuyorlar. 2020 planı günümüzü değil Kudüs’ün gelecekteki demografik yapısını şekillendiriyor. Şu an Kudüs sınırlarının dışında kalan Yahudi yerleşim birimlerinin de şehre dahil edileceğine değiniyor. Şehri, doğudan, kuzey batıdan ve güney batıdan çevreleyen Yahudi yerleşim birimleri şehir sınırlarına dahil edilirken Filistinlilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerin izole edilerek şehir sınırları dışına çıkarıldığı görülüyor.

RAVAN DAMİN: Kaç Filistinli uzaklaştırıldı?

HALİL TUFEKCİ, ARAŞTIRMACI: Duvarın inşasıyla, tek hamlede 125.000 Filistinli uzaklaştırıldı.

SEMİH KASIM, FİLİSTİNLİ ŞAİR

Daha fazla toprak ve daha az Arap. Siyonist düşüncenin, Siyonist siyasetin özü budur.

YUSUF HİCAZİ, ARAŞTIRMACI

Aynı hataları tekrar ediyoruz. 1948 yılından önce, Filistin ulusal hareketi, rakip aileler nedeniyle bölünmüştü. Filistin ulusal hareketi bugün de farklı partiler, ideolojiler, yargılar ve çıkarlar nedeniyle bölünmüş durumda. Hiç ders almadık. 1948 yılında İngilizlere inanmıştık. Politikacılarımız iki türlüsünü de denediler. Siyonist hareketle savaştılar ve İngiltere ile dost oldular. Bugün de aynısı oluyor. İngiltere’nin yerini Amerika Birleşik Devletleri aldı. O dönemde bize büyük toprak ağaları liderlik ediyordu. Bugün ise burjuvalar liderlik ediyor. 1948’ten önce gerçeklerle yüzleşme konusunda yetersizdik. Bu konuda bugün de yetersiziz. 1948 yılından önce, insanlar yanlış liderler seçmişti. Bugün de yanlış liderlerin peşinden gidiyoruz.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

Şayet bugün büyük felaketten bahsediyorsak bu felaket, 1948 yılında başlamadığı gibi 1948 yılında da sona ermedi.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Biz burada konuşurken yeni bir felaket yaşanıyor. Bu, 1948 yılındaki felaketle aynı özelliklere sahip bir felaket değil. 1948 felaketi, belli bir süre içinde yaşanmıştı. Çok dramatik ve çok büyüktü. Bugünkü felaket ise, daha sinsi ilerliyor. İnsanlar sürülüyor, topraklar alınıyor, evler yıkılıyor ve insanlar tutuklanıyor. Bu, 40 yıldır devam ediyor. Bu aynı amacın yeni bir versiyonu. Amaç; Filistinlilerin Filistin’i terk etmelerini sağlamak.

THEODOR KATZ, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Bugün, Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’nde olanlara bakarsanız İsrail ordusunun masum olduğunu söyleyebilir misiniz? İsrail silahları çocukları öldürüyor. Yaşlıları ve kadınları öldürüyor. Savaşla hiçbir ilgisi olmayanları. Aynı şey, 1948 yılında da yaşanmıştı ve bunu yine aynı insanlar yapmıştı.

FİLİSTİNLİ KADIN

Bu topraklardaki haklarımızdan ve değerlerimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bugün, 6 milyondan fazla Filistinli sürgünde yaşıyor. Onların, atalarının evlerinin ziyaret etmelerine bile izin verilmiyor. Tarihi Filistin sınırları içinde yaşayan Filistinlerin sayısı da 5 ila 6 milyon. İçeriden ve dışarıdan sıkı bir kontrol altında tutulan Gazze şeridinde küçücük bir alanda 2 milyon Filistinli yaşıyor. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise, Yahudi yerleşim birimleri ve kontrol noktaları, günlük hayatın bir parçası. İsrail, bu kontrol noktalarının Filistin şiddetini durdurmak için çok önemli olduğunu ileri sürüyor. Fakat eleştirmenler bunun Filistin şehirlerini izole etmek ve barış umutlarını söndürmek için toplu bir cezalandırma yöntemi olduğunu söylüyor.

Bu görüntüler Ramallah kentinde çekildi. Filistinliler, silah zoruyla herkesin önünde soyunmaya zorlanıyor. Bu devam eden psikolojik savaşın bir parçası. Amaç; Filistinlilere, güvenliklerinin olmadığını hissettirmek ve onların onurlarını kırmak. Pek çok şey 1948 yılından beri hiç değişmedi.

Yüzünü kapatan bu adam bir “Mustarivim”. Bu 60 yıl önce gizli operasyonlar gerçekleştirmek için Arap kılığına giren Yahudi çetecilere verilen bir isim. Onların görevi bugün de aynı. Nekbe devam ediyor.

ILAN PAPPE, İSRAİLLİ TARİHÇİ

Bu hikâye henüz bitmedi. Etnik temizlik operasyonları devam ediyor. Etnik temizlik operasyonlarına yönelik direniş de devam ediyor.

SELMAN EBU SİTTE, 1948 FİLİSTİN ATLASI’NIN YAZARI

Adaletsizlik üzerine kurulan bir şey, haksızdır.

VAKİM VAKİM, FİLİSTİNLİ STK ÜYESİ

İsrailli kurumlar bizi sürekli şaşırtıyor. Onları suçlamıyorum. Gece-gündüz çıkarlarına hizmet edecek kendi ideolojik projelerini planlıyorlar. Ben kendimizi suçluyorum. Gelecekteki planlarını ya da gelecek Nekbeleri önlemek için hiçbir şey yapmıyoruz.

MUSELLEM BİSİSO, ASSOCIATED PRESS MUHABİRİ (1948) 

Uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen İsrail’in sonsuza dek burada olmayacağından eminim. Ama bunun için Arap dünyasının değişmesi ve insanların savaşmak için harekete geçmesi gerekiyor. Hiçbir güç bir halkı durduramaz.

AZMİ BİŞARA, SİYASİ ANALİST

Filistin meselesi, Arapların milli davasıdır. Çünkü hedef, bütün Araplardı. Arapların kontrol altına alınması için bedel ödeyenler ise Filistinliler oldu çünkü onlar, yolu kapatıyorlardı. Uzaklaştırılmaları gerekiyordu. Peki sonuç ne oldu? Arap dünyasının bugünkü durumu şu: Demokratik olmayan rejimler destekleniyor. Mezhep savaşları yaşanıyor. Az gelişmişlik hüküm sürüyor. Batının hegemonyası devam ediyor. Araplar, kendi kaynaklarını kontrol edemiyor. Bence bütün bunlar, Nekbe’nin bir parçası. Ben, Nekbe’yi geçmişte yaşanan bir olay olarak görmüyorum. Bu yüzden onun yıl dönümünü hep anıyoruz. Bu sadece Filistin davası, Arap dayanışması ve sempatisiyle alakalı değildir. Filistin halkının yerinden edilmesi bütün Arapların ortak davasıdır.

ENİS SAYIG (1931-2009), FİLİSTİN ANSİKLOPEDİSİ EDİTÖRÜ

Şu anda, geçmişte olduğumuz durumdayız. Gelecekte de bu durumda olacağız. Biz, bir yol ayrımındayız. Ya kendimizi Filistin’i yeniden kurmaya hazırlayacağız ya da Filistin’in yitirildiğini kabulleneceğiz. Eğer Filistin yitirilirse sıra Arap Dünyasının diğer parçalarına gelecek.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir